‘Gülüşü gülden güzel’ bir gün!

 

Gazetemizin yazarlarından Cem Dizdar, Beşiktaş'ın şampiyonluğunu değerlendirdi.

Eğlencesi ve izlenirliği ne denli düşük ise polemiği ve kuru gürültüsü o kadar yüksek futbolumuzun en izleniri Beşiktaş, yazın ilk sert sıcağında şampiyonluğun keyfini sürdü. Belki de o kadar çok duydukları için futbolu sadece “Rakibe pozisyon vermemek” sanan insanların ülkesinde, pozisyon aramanın adı oldu Beşiktaş iki sezondur. Oynadı, rakiplerini de oynamaya davet etti. Tıpkı hepimizin yaşadığı gibi tökezlediği zamanları da oldu ama çarçabuk ayağa kalkmayı bildi. Maç kaybedildiğinde taraftarlarını tedirgin etse de bu ‘çarçabuk’luk nedeniyle paniğe sokmadı hiçbirini. Beklentilerin yüksekliği oranında hayal kırıklığı ve hüznü olmaz mı bir takımın, vardı ama mutluluğu neşesi kat kat fazlaydı. Bütün bunların sonunda plan, program ile problem çözme becerisi ve yüksek bireysel özellikler ustaca birleştirildi ve ortaya - herkes değil ama çevremdeki büyük çoğunluktan edindiğim izlenim üzerine söylüyorum - ‘eğlenceli bir takım’ çıktı. Ve o takım bir kez daha şampiyon oldu.

Orman dahil tüm yöneticiler

Kimler mi vardı takımda? Ülkenin ve dünyanın her yanındaki siyah beyazlı kadınlar vardı, çocuklarıyla birlikte... Bırakın maçı, İstanbul’a dahi gidemeyen, bilet alacak parası olmayan, traktörle indikleri kasabada iki çay parasına kahvede dip dibe Beşiktaşlarını izleyen insanlar vardı... Şenol Güneş ve ekibinden tutun da Talisca, Tolga, Oğuzhan ve Quaresma’yla idmanlara çıkan bütün futbolcular vardı... Kucağında top, her golde yumruğunu havaya diken İnönü Stadyumu’nun top toplayan çocukları vardı... Fikret Orman dahil tüm yöneticiler...

Köyiçi’ni inlettiler

Maça gidemediği halde her golde Beşiktaş Köyiçi’ni inleten insanlar vardı... Dünyanın her yanında nefesini içine hapsetmiş, dört gözle golü bekleyen binlerce Beşiktaşlı vardı o takımda... Bizim mahalle vardı... Dostum Kasım’ın kızı Ayşe Kıroğlu, Hayati’nin maç kaçırmayan oğlu Ulaş Kurt vardı... Sabah formasını giymiş site içinde babasıyla gezen 3-4 yaşlarındaki Ege vardı... Bizim altı aylık gevezesi Leyla Olivia da vardı ama meselenin farkında mıydı, işte ondan emin değilim!.. Kısacası, “Ne mutlu, yaşıyoruz be!” dedirten o güzel günlerden bir gündü... Aydınlık, pırıl pırıl, ‘gülüşü gülden güzel’ bir gündü!