Batıyoruz, dibe en dibe

 

Gazetemizin yazarlarından Nilay Yılmaz, Arda Turan'ın gazeteciye saldırmasını değerlendirdi.

Güzel şeyler yazmak istiyordum bu hafta. Mesela Beşiktaş taraftarının motorları maviliklere sürerek gerçekleştirdiği, görüntüleri izlerken hala gözlerimin dolmasına sebep olan muhteşem şampiyonluk kutlamasını. Ve bir ara amatör lige kadar düşen Göztepe’nin 14 yıl sonra Süper Lig’e geri dönüşünü, takıma desteğini asla kesmeyen, sevdasını şampiyon yapan taraftarını... Ama Arda Turan sağ olsun, futbol gündemini yine işgal etti. 2 ay önce kibrini okumuştuk, bu defa küstahlığını, saygısızlığını, zorbalığını duyduk. Arda’yı tanımamıza vesile olan futbolculuğu üzerine en son ne zaman konuşup, yazmıştık ben hatırlamıyorum. Çünkü futbolcudan çok her şeye benzemeye başladı maalesef.

Bayrak, millet edebiyatı

Mili Takım kaptanı, Milli Takım uçağında “Aileme, şerefime laf ettirmem” deyip gazeteci Bilal Meşe’ye saldırıyor ve ailesine ağza alınmayacak küfürler ediyor. Olayın daha da vahim tarafı hala kendini haklı görüyor ve “Pişman değilim, yine yapabilirim. Bayrağımı, milletimi seviyorum” diyerek bayrağı ve milleti kendi saldırganlığına, küfürbazlığına alet etmeye çalışıyor. Ne yazmış Bilal Meşe? Nerede kendisine ve ailesine hakaret etmiş? Ben bütün gün aradım, hiçbir şey bulamadım. Hadi o buldu diyelim, ve bu yazının birileri tarafından “yazdırıldığını” kabul edelim, neden bu yazıyı yazdıranlara bir şey demiyor da, Bilal Abi’ye saldırıyor? Bu saldırının Yıldırım Demirören’e ya da Fatih Terim’e değil de, gücünün yettiği bir gazeteciye yönelmesinin Arda Turan’ın anlata anlata bitiremediği o “ADAMLIK” ile nasıl bir ilgisi var, anlamak güç.

Sorun daha büyük

Arda’nın psikolojisi, adamlık martavalı, gazetecilik üzerine de yazacak çok şey var elbet, ancak yerimiz dar. Ve Arda konunun mikro boyutu, sorun çok daha büyük. Devlet yetkililerine sormadan neredeyse adım dahi atmayan bir Federasyon ve egoları kariyerlerinden büyük iki “adam” arasındaki iktidar mücadelesi yüzünden artık insanların gönülden destekleyeceği bir milli takımı dahi kalmadı. Boş statlar, futboldan kaçan insanlar, asla kapanmayacak borçlar, yetiştirilemeyen futbolcular, transferlerden nemalanan yöneticiler... Futbolda sorunun kendisi olan insanlara, sorunları çözme yetkisi verilince, boğazımıza kadar çamurun içine battık maalesef.

***************

7 yaşında Fenerbahçeli bir yeğenim var. Adı Deniz Ege. Geçen sezon Fenerbahçe futbolcu kartlarının olduğu albüm almıştım ona. Gökhan Gönül Beşiktaş’a gelince üzülmüş. “Gökhan’ı çıkaracaksın herhalde” demiştim albümden. “Olur mu, kaç yıl bizde oynamış, çıkarmam” diyecek kadar temiz bir çocuk, her çocuk gibi. Play Station’da takımı var, aynı mevkide olmalarını umursamadan hayran olduğu futbolcuları topluyor takımına.

Geçen gün Quaresma’yı da almak istemiş, kabul etmemiş ayağının dışı, canımızın içi. Messi, Ronaldo, Ibrahimovic, Modric, Bale, Neymar, Suarez, Pique, Kroos, Pogba, Iniesta, Hazard, Arda var takımında, ki düşünün takımın halini. Arda’nın eskiden Galatasaray’da oynadığını öğrenince çok şaşırmıştı. “Bildiğimiz Galatasaray mı” demişti çocuk aklıyla. Ve daha da hayran olmuştu Arda’ya, Galatasaray’dan taa Barcelona’ya kadar gittiği için. Dün onunla konuştum, takımdan Arda’yı satmış. Okulda arkadaşlarından duymuş, “Arda birini dövmüş, sonra da milli takımı bırakmış. Ben de sattım” dedi. Sabri Ugan’ın yazdığı Arda Turan - Aslan Yürekli Kaptan kitabının ilk sayfasında Joseph Joubert’in şu cümlesi yer alır: “Çocukların nasihatten çok, iyi örneğe ihtiyacı var.” Ama o örneğin Arda olmadığı artık aşikar...