Şeref’inle oyna Hakkı’nla kazan!

 

Gazetemizin yazarlarından Nilay Yılmaz, Beşiktaş'taki son gelişmeleri değerlendirdi.

Tarih 25 Ağustos 2006. Beşiktaş- Konyaspor maçı. Maçın henüz 2. dakikası. Yeni Beşiktaşlı Burak, önüne gelen topu indirip golünü attı, ardından da koşup formasını öptü. Biz basın tribününde, “el var galiba” diye konuşurken, haber geldi: Elle düzeltti. Maçtan sonra, “Top elime çarptı. Elimle almadım. Hakem de gol verdi. Sonuçta goldür yani” diyen Burak’ın alaycı gülümsemesi uzun zaman aklımdan çıkmadı. “Galibiyet için her yol mubah değil” diye düşünen kaç Beşiktaşlı bu golü içine sindirmişti bilmiyorum, ben onlardan biri değildim. O zamanlar Milliyet Gazetesi’ndeydim ve 2 yazı yazdım konu üzerine. Ama etkisi olmadı. Burak Yılmaz’la ilgili aklımdan çıkmayan bir anı daha var. Ocak 2007’de Beşiktaş dergisi ve televizyonu için röportaj yapmıştık onunla. O golü de sormuştum. Çok eleştirildiğini ve üzerine gelindiğini, o an hiçbir futbolcunun gidip hakeme gerçeği söyleyemeyeceğini dile getirip, “Bir daha böyle durumda kalırsam hakeme söylerim, ama ben takımımın kazanması için her şeyi yaparım” demişti.

Gülesin ve Burak yılmaz...

Verilen arada ona Şükrü Gülesin’in hikayesini anlatmıştım: “1930 Mart’ı, Karagümrük sahası. Beşiktaş-Vefa, İstanbul Şildi’nin yarı final maçını oynuyor. Maç 1-1 sürerken, Şükrü Gülesin bir gol atıyor ve karışıyor ortalık. Hakemler aralarında istişare edip golü veriyorlar. Beşiktaşlılar sevinirken, Şükrü Gülesin hakeme gidiyor ve golü eliyle attığını söyleyip iptal ettiriyor. Ve Beşiktaş, Fenerbahçe’yle oynayacağı final hakkını, Şükrü’nün golünün iptal edilmesiyle kaçırıyor. (Hakan Dilek-O Gol Kaçmazdı)”

Burak yılmaz ile olmaz!

Gülmüş ve “Şükrü Bey de çok safmış canım” diye karşılık vermişti. Ben bu yanıt karşısında afallayıp kalmıştım. Herhalde 5- 10 saniye kaldım öyle. Sonra kendimi toparlayıp “Ama Beşiktaş tarihinde onların adı yazıyor, senin adın yazmayacak” demiş ve “Göreceğiz” yanıtını almıştım. Sonra... ‘4 büyükler’de forma giyen nadir bir futbolcu’ oldu Burak... Kendini yere atmaları da onun kadar ünlü oldu elbet. Hatta bir keresinde, “Burak kendini yere atıyor mu? Evet atıyor. Ancak bundan sonra dikkatli olacağıma dair söz veriyorum” demiş, ancak daha ertesi günü bir hazırlık maçında kendisini yere atıp takımına penaltı kazandırmıştı... İşte o zaman ümidimi kesmiştim, bu ‘büyük’ futbolcudan. ***

Profesyonel taraftar olur mu?

Son günlerde Beşiktaş taraftarının, amiyane tabirle, gazının alınması için basında Burak’la ilgili güzellemeler yapılıyor. Taraftarla çok güzel bir uyum yakalayan Şenol hoca da bu güzellemelere dahil ediliyor ya da “bilerek” ortak oluyor. Hatta Beşiktaş taraftarının saygısını kazanmış bazı spor yazarları da bu süreci destekliyor. Burak’ın çok iyi bir çocuk olduğu, çok iyi bir Beşiktaşlı olduğu sıklıkla dile getiriliyor ve “profesyonel” hayat içerisinde yaşananların geride bırakılması gerektiği vurgulanıyor. Burak’ın iyi bir çocuk olması ya da iyi bir Beşiktaşlı olması, transfer sürecinin konusu değildir. Profesyonel hayat meselesine gelince... Hayatın kendisi profesyonel olmaz; profesyonel iş hayatı olur. Beşiktaş scout ekibinin Burak’ı formda bulması, teknik direktörün talep etmesi ve yönetimin transferi gerçekleştirmesi profesyonel bir süreçtir. Peki taraftarlık? Profesyonel taraftar olur mu?

Her şey mubah değil!

Burak’la Beşiktaş taraftarının arasının bu denli açılmasına sebep olan en önemli olay, 26 Ağustos 2012 tarihindeki Beşiktaş- Galatasaray maçı 3-2 Beşiktaş lehine devam ederken, Galatasaray’ın sonradan oyuna giren oyuncusu Burak’ın, kendisini yere atmasıdır. Peki, mesele Burak’ın kendisini yere atması mıdır? Kesinlikle hayır. Mesele, Burak’ın başarı için bunu sürekli yapmasıdır. Başarı için her yolu mubah sayma anlayışıdır. İşte Beşiktaş taraftarı, bunu kabul etmemektedir. İsyanı da bunadır. Beşiktaş transfer yaparken taraftarını da düşünür. Taraftarın her dediği olmaz elbette, ama taraftara rağmen transfer her zaman hüsranla sonuçlanır. Beşiktaş’ta tüm branşlarda hizmet edenler, idari ve teknik heyetten sporculara kadar herkes, taraftarın varlığını arkasında hisseder. Beşiktaş’ta taraftar, para kaynağı olarak değil, Beşiktaşlılık denilen değerin taşıyıcısı olarak görülür, görülmek zorundadır.

Maç kazanmak için...

Çarşı, köy okullarına yardım kampanyası yaptığında Beşiktaş Jimnastik Kulübü para ya da kupa kazansın diye yapmaz; Beşiktaşlılık değerlerinin ve erdeminin gereğini yapar. Teknik olarak ceza yiyeceğini bile bile (PFDK, sahaya yabancı madde atıldığı gerekçesiyle 20 bin TL ceza kesti) devam eden maçta Van’a gitmesi için atkılarını ve berelerini yürekleriyle Van’a gönderir (Beşiktaş- Fenerbahçe, 28.10.2011), Van depremine dikkat çekmek için Vanlılarla beraber üşür (Beşiktaş-Galatasaray, 20.11.2011). Tüm bu eylemler Beşiktaş bir maç kazansın, kupa kaldırsın ya da art arda şampiyon olsun diye yapılmamıştır.

Sevinmek için sevmedik

Burak’la ilgili haberler “profesyonellik” başlığı altında işlenmekte ve taraftardan da bu profesyonellik beklenmektedir. Şenol Güneş’in Burak’a daha önce attırdığından daha fazla gol attıracağı yönündeki ifadeler sıklıkla dillendirilmektedir. Hatta “taraftarın birkaç golden ve başarıdan sonra öfkesinin dineceği” gibi bir anlayışın da hakim olduğu duyulmaktadır. Eğer durum buysa Beşiktaş yönetiminin ve teknik heyetinin, Beşiktaş taraftarı olmanın ne demek olduğunu bir kez daha düşünmesini rica ederim. Bugün Beşiktaş İletişimden Sorumlu Yöneticisi olan Candaş Tolga Işık, ortaokuldayken Süleyman Seba ile yaşadığı anıyı aktardığı Posta gazetesindeki yazısında (Süleyman Seba Ölmez, 15 Ağustos 2014) konuyu çok güzel ifade etmiş:

Yönetimin unutmaması gerekli!

“Bana döndü, ‘Söyle bakalım sen niye Beşiktaşlısın?’ diye sordu. ‘Ulan ya yanlış bir şey söylersem?’ diye bir ödüm patlarken, diğer yandan koskoca Seba soru sormuş hemen cevap vermem gerekiyor korkusuyla can havliyle aklıma ilk gelen sebebi söyledim: ‘Büyük Metin’i (Metin Tekin) çok seviyorum o yüzden.’ Efsane başkan efsane bıyıklarının altından o efsane tebessümüyle ‘Bakın çocuklar’ diye başladı... ‘Beşiktaş şampiyon olsun, maç kazansın, kupa kaldırsın diye tutulmaz. Beşiktaşlılık bir değerler manzumesidir. Dürüstlüktür. Ahlaklı olmaktır. İyi insan olmaktır. Bir insan falanca futbolcuyu, filanca başkanı sevdiğinden değil, takım sürekli şampiyon olduğu için hiç değil öncelikle ve esasen bu değerlere inandığı için Beşiktaşlı olur’ dedi.” Tüm Beşiktaş yönetiminin ve teknik heyetinin bunu unutmamasını dilerim.