Haddini bil!

 

Pazar gününün ilk saatleri, Galatasaray- Partizan maçını TV’den banttan izliyorum. Son günlerin karışık gündeminde ve gecenin bu vaktinde oyuna konsantre olmam zor. Ekrana baktığım halde, gözlerimin önünde tren kazası kurbanları ve o andaki çaresizliğimin resmi var.

Geçtiğimiz hafta yazmıştım. Bilmem anımsadınız mı? Galatasaray arka bahçesi ve özellikle kenarlarını mutlaka onarmalı. Geçen iki sezon hatalarının neredeyse tamamı aynen gündemde. Sağ ve sol arka oyuncular çok çabuk, önlerindekiler de yüz metrelik kulvarın tüm sorumluluğunu üstlenebilecek güçte olmalı.. Yani makina intizamı, çabukluk ve kuvvet şart oralarda. Bırakın kendi kademesini, ters kademeyi de sektirmeyip rakip sızıntısına olanak vermeyen uygulamanın adamlarını bulamazsanız, başarıyı da bulamazsınız. Bütünlük bozulur, bağlantılar kopar... Kaza gelir! Lokomotif alıp başını hızla gitse de, arkada bağlantı kopmuş, vagonlar devrilmişse kıymeti var mı? Elbette yok! Yolculuk, ama başarı, ama Ankara ya da Avrupa niyetine başlamıştır, fakat mutlaka yarıda kalır. Sonra suçlu aranır! Oysa bu tür kazaların sorumlusu önlem almayıp eksiklerle yola çıkmaya “evet” diyenler, emir verenler olmalı. Yaşanan acılar unutulur, ihmal değerlendirilmez ve meselenin üstü sözde suçluların infazıyla kapatılır. Sonra mı? Aynı üzüntüler belli bir zaman sonra tekrar yaşanır. Partizan karşılaşmasında Galatasaray’a ‘sibop’ işlevi görebilecek bir futbolcunun da şart olduğunu gördüm. Yani Mondragon civarından ileri doğru şişirilen topların anında geri dönmesini engelleyecek bir aparat! Lastik sibobu gibi iş görecek biri yani! Savunmadan çıkan toplar, böylesine çabuk dönerse, arkadakilere 200 beygir Mercury veya Johnson taksanız nafile. Motoru kısa sürede kucağa alır, fırtınanın ortasında kalırsınız. Sibop dedim de aklıma geldi... Hepiniz bilirsiniz Galatasaray kaza yapar, tren kaza yapar, ekonomi kaza yapar, siyaset kaza yapar... Suçlu hep basındır. Haddimizi bilmeyiz biz! Başarılar ve mükemmellikler baştaki mümtaz şahsiyetlerden, kötülükler bizlerden. Takım kötü gider, medya uyarır; “Bu gidiş felakete doğru!”, beklenen son gerçekleşir. Başkan veya teknik adama sorar basın, “İstifa edecek misiniz?” cevap hazırdır: “Haddini bil!” Kaza göz göre göre gelince, Erdoğan’a sordular, “Bakan bey istifa edecek mi?” el cevap: “Haddini bil!” Sorumlu mevkilerde olanları kızdırıp üzmektense... ‘Sibop’ işlevi gören gazeteciler hep onların yanında dolaştırılıp, sorular onlara sordurulsa, mevcut şişirilmiş hava korunsa ya! Fena mı olur!