Her yaştan (!) çocuklara öneriler…

 

Yazarımız Bekir Emre'nin son yazısı...

Teniste ülkece pek ileri olmadığımız ortada. Halbuki hatırı sayılabilecek bir kitle bu sporu yapıyor. Bu kitleyi iyi kullanabilen kurumlar onlardan fevkalade nemalanıyor. Bu doğrultuda da pastanın dilimleri büyümeye aday. Her işte olduğu gibi çağa ayak uyduramayan, kurumsallaşmayı bir türlü beceremeyen ister özel, ister kamusal birimler çürümeye giden yolda beyhude çabalıyorlar.
Son on gün Anadolu’da iki kulüpte bulundum. Öğleden sonraları 14:00 gibi çocuklar bir omuzlarında okul, diğerinde de spor çantaları olmak üzere akın akın kulübe geliyorlardı. Mütebessim bir çehreyle oturup dakikalarca onları izledim. Bizim zamanımızda okuldan çıkıp spora gidiyorum dediğiniz vakit bir araba sopa yerdiniz. Kursa gidiyorum diye futbol antrenmanına kaçardım. Baktım ki iş sarpa saracak kursa arkadaşımı göndermeye başladım! Öyle bir tutku sarmıştı benliğimi.

Her şeyde olduğu gibi sporda da işin en başında eğitim geliyor. Eğitimsiz kafaların en basit değerlendirmeden bile aciz kalabildiklerini yaşantımızın çeşitli evrelerinde görebiliyoruz. Salt yeteneğin başarıya ulaşması artık geçmişin köhne sayfalarında kaldı. Gerçi ülkemizde “biraz yetenek, biraz gaz, biraz baskı” ile takım (hatta kulüp)yöneten eden kafalar hala var ama bunlar zamanla eriyip gideceklerdir. İnşallah kurumları baki kalabilir.İşte bu amaçla yolculukta okuduğum bazı uzman görüşlerini tercüme ve adapte ederek gözlerinize, beyinlerinize sunmaya karar verdim.

Motivasyon (güdüleme)bir amaca yöneldiğinizde çalışan bir iç-motorudur. O amaca ulaşmanızı sağlar. Ancak akılda tutulması gereken bir konu da motivasyon ve ilginin yaşla değişkenlik göstereceğidir.

Bebeklik döneminde en fazla ilgi duyulan şey eğlencedir. Onun dürtüsü harekete geçirir. Oyun ve koşuşmadan zevk almaya başlanır. Çocuklar hiçbir zaman geleceği düşünmez. Onlar bugüne dalmışlardır. “Burada” ve “şimdi”dir akıllarındaki. Sportif eforlarının onlara çeşitli olanaklar sunabileceğini düşünemezler.Şimdilik bunlar ilgilerini çekmez. Sadece kendi gelişimleri ile ilgilidirler: Başkaları ile sosyalleşmek ve grup oyunlarıyla son derece basit hareketlerden mutlu olmak.

Çocuklar fiziken biraz daha gelişince, ebeveynleribir spor yapılması hususunda çocuklarından çok daha isteklidir. Çocuklarını bir kayak, ya da yüzme kursuna kaydettirebilir, ya da onları futbol ya da bir başka spora zorlarlar. İşin en ilginç hatta komik yanı çocuklarının fiziki ve psikolojik beklentilerive gereksinimleri yerine kendi ilgi alanlarındaki sporlar onlar için önceliktaşır !

“Ne zaman adam oluruz ? Anne ve babalar kendi komplekslerini çocukları üzerinden tatmin etmeye çalışmadıkları zaman!” (Fatih Altaylı – Adam Olmak).

Çocuklar sporun temel prensiplerini öğrenirken ebeveynlerinin kendilerini izleyip izlemediklerini gözlemlerler. Onların onayını, desteğini arzularlar…”İyi oynarsam annem ve babam gururlanıp, beni daha sever.” Bu durum bir çocuk için mutlu bir spor kariyerinin başlangıcı olabilir. Yeter ki önündeki yıllarda çabalarını sürdürüp aldığı sonuçları iç-dünyasında hazmedebilsin ve onu geliştirebileceği bir motivasyonu bulabilsin. Bir anne veya baba olarak çocukları sadece motive etmek, onların maçlarda ve antrenmanlarda gösterdikleri özveri ve fedakarlığın karşılığı değildir. Sadece ana baba değil, koçları, civardaki abi ve ablaları, hatta arkadaşlarıbile onlar için birer teşvik unsurudur. Bu çocukların kendilerini rakiplerine karşı realist bir şekilde değerlendirebilecekleri rekabetçi ruh pek yakındadır.

Ergenliğe geçişte işler değişir. İlk yılların itisi giderek kendisini yeni dürtülere bırakır. Oynamak için gereken içgüdüsel motivasyon doruklarda olmazsa bu çocuklar spora karşı ilgilerini yitirebilir hattatoptan terk edebilirler.Bu genç atletler artık büyükleriyle daha derin, daha sıkı bağlar aramaktadırlar. Onların fiziki durumlarına, vücutlarına ilgi göstermeye başlarlar. Vücutları değişmektedir artık. Doğal olarak ilgi alanları artmıştır. Vücutları onlardan daha fazla bakım istemektedir.Kendi potansiyellerini keşfedebilecekleri bir evrededirler ve bunun gelecekleri için çok önemli olduğunun farkındadırlar.

İlaveten, ergenliğe adım atışta rekabet ve yarışma dürtüsü gelişmektedir. Bu durumda sportif sonuçlar çok önemlidir. Başkalarının kendileri hakkında ne düşündükleri ve onlara hangi gözle baktıkları hala bir merak unsurudur. Ama,artık sadece ebeveynlerin değil, koçların ve akranların da yaklaşımları devreye girmektedir.  Kendi değerlendirmeleri ise burada lokomotiftir.
Bu geçiş çağının son etaplarında motivasyon unsuru çok karmaşıktır. Epey geniş bir alanı kapsar. Bu gençler maddi kazanç, ün ve başarı düşünmeye başlar. Kendilerine isim yapmayı arzulamaktadırlar.

Motivasyon ve Özgüven Arasındaki Bağıntı
Son psikolojik araştırmalara göre atletler için başlıca motivasyon faktörleri şunlardır:
Sporun sosyal gücü;
Fiziksel sağlık;
Belirli bir spora olan istek;
Aktif olmak gereksinimi;
Rekabet sporlarının albenisi ve yarışma dürtüsü;
Değişik çevrelere girebilmek;
Mutluluk;
Sportif başarıdan gelecek tatmin;
Aile baskısı;
Dostlar arasında olabilmek;
Şöhret.

Atletler olmaları gereken kişiyi kanıtlamak için yarışmazlar. Onlar için önemli olan kendilerini daha iyi tanımak, potansiyellerini ve sınırlarını tartmak,onu aşmaktır. Özgüven kazanmak motivasyona giden en doğru yoldur. Kendime ve yapacaklarıma duyduğum inanç sadece yüksek bir motivasyonun göstergesi değildir…Bu başarılı olmamı da sağlayabilecek bir etkendir.
Bir atlet aradığı özgüven ve kabulü kendinden başka yerlerde aramaya başlarsa başarıdan uzaklaşır. Zira böyle durumlarda “kişisel kimliği”, dış etkenler arayacaktır. Atletler başarıya ulaşabilmek için bu vasıfları kendilerinde bulmalıdır.

Dışarıdan kabul aramaktansa, kendi iç-değerlerinin peşinden koşmalıdır. İç-değerlerine olan güvenleri pekişirse, hata yapsalarda ergeç başarının geleceğine olan inançları gelişir.  Kendi yeteneklerine olan inanç sportif başarının anahtarıdır. Spor, bir insanın kendisini ifade edebilmesi için bir araç olmalıdır.

Özgüven Pekiştirmek İçin Stratejiler
Yarışma başlamadan onu kazanacağınıza kendinize bir şans verin…İnanç zafere giden başlıca yoldur.
Eski başarısızlıklarınızı unutun. Eski başarılarınıza odaklanın.
Hedefe her vardığınızda kendinizi ödüllendirip bu performansınızı bir şekilde geliştirin.
Rakibinizin gücünden endişelenmeyin. Kendi yeteneklerinize odaklanın. Bu rakibinizi soyutlamanız anlamına gelmiyor…Aksine bu çok büyük bir hata olur. Ama kendi yeteneklerinize odaklanmak özgüveninizi arttıracaktır. Üstelik böylece yetenekleriniz zihninizde doğru bir perspektife oturacaktır.
Daima motive olun…Neden buradasınız ve nereye gitmek istediğinize dair kendinizi zorlayın.
Her maçta kendinize güvenin. Bu şekilde en zor anlarda bile sakin ve aklı başında kalabilirsiniz.
Korta çıkarken “ne güzel bir gün” olduğunu düşünün…Güneştatlı tatlı kemiklerinizi ısıtmaktadır…
Çevrenizi dikkatle kolaçan edin. Etraftaki sesleri dinleyin ve bastığınız yeri hissedin.
Oyuna kendi servisinizle başlayın. Topa fazla spin vermeden en güçlü servisinizi atmaya çalışın. Hareketinizin her anına odaklanın (dizlerin büküklüğüne, raketin pozisyonuna kadar).
Her şey iyi gitmekte ve topa fevkalade vurmaktasınız. Mutlusunuz ve tüm vücudunuzu hissedebiliyorsunuz. Kolunuzun kuvveti sizi mest ediyor.
Anahtar kelimelere odaklanın: Özgüven, Tatmin, Motivasyon ve Güç. Şimdi duraksamanın zamanı değil…Hücuum !

Her ihtiyacınız olduğunda, her istediğinizde her dara düştüğünüzde böyle hissedebilirsiniz. Yeter ki arzulayın. En iyi vuruşunuz hiç aklınızdan çıkmıyor ki. İşte o, arzuladığınız her zaman orada olacaktır.

Son puanların sonucunu düşünmekten kendinizi arındırın. Yapmazsanız tüm maç boyu duygusal iniş-çıkışlar yaşarsınız. Her puan önemli olduğu gibi bazıları daha da önemlidir. Ama maçlar fiziksel olduğu kadar mental maratonlardır.Kazanabilmek için epey uzun bir kazanç-kayıp sürecine dayanmanız gerekecektir. Tenis hep ileriye geleceğe bakar. Geçmişle uğraşırsanız duygusal dengeniz devrilecektir. Halbuki o duygusal denge sizin o uzun maratondan çıkabilmeniz için başlıca silahınız olabilir.

Bir sonraki yazıya kadar hoş kalınız. Unutmayın ki “birileri nasılsın diye sorduğunda durup düşünme gereği hissediyoruz. İyiyiz desek bunca kavga gürültü ve ölüm arasında bunu demenin suçluluğunu duyuyoruz. Kötüyüz desek her şeye rağmen şükredecek çok şeyimiz olduğunu, kötüyüm demenin şükransızlığını fark ediyoruz.”* Onun için siz yine de hoş kalmaya çalışınız. Duygusal dengeniz o uzun maratondan çıkabilmeniz için başlıca silahınız olabilir!